30.06.2022
08:17
EN

Tarım ve Gıda Yatırımcısı Olmak

Covid-19 salgın sürecinde dünya ekonomisi küçülürken, global işsizlik artarken, birçok üründe talep daralması yaşanırken, tarım ve gıda ürünlerinde benzer bir sorun yaşanmadı.

Gelir değişimlerine bağlı olarak ürünler arasında talep kayması oldu elbette. Ancak gelir kaybı yaşamayan kesimlerde sağlık temelli kaygılara bağlı olarak gıda talebinin nitel ve nicel olarak artması, uluslararası piyasalarda hareketliliğin devam etmesi, salgın döneminde tarım ve gıdanın öneminin artması gibi faktörler bu alanda yatırım iştahının kabarmasına yol açtı.

Bir taraftan global olarak tarımsal gıda üretiminin iki katına çıkmasının gerekliliği, tarımsal gıda fiyatları endeksindeki artış eğilimi, ambalajlı, izlenebilir gıdaya olan talebin artması, tarladan sofraya izlenebilirlik alanındaki tarım teknolojilerinin gelişmesi ve gelişmeye olan ihtiyacın daha da hızla artması, e-ticaret fırsatları gibi olgular bu iştahı iyice artırdı.

Diğer taraftan ise iklim krizi, enerji maliyetleri, ülkelerin ve bireylerin çevre ve ekosistemin korunmasına yönelik duyarlılıklarının giderek yoğunlaşması, pandemi ile ortaya çıkan hareket ve ulaşım engelleri, tedarik zincirlerinin keskin rekabeti gibi faktörler yatırımcılarına çok daha zor koşullarda bu oyuna dahil olacaklarının sinyalini vermeye devam etti.

Aslında her kriz kendi avantajlarını doğurur. Bu nedenle ticareti ve rekabeti şekillendirecek gelişmeleri iyi okumak, fırsatların izini sürmeyi daha da kolaylaştırır.

Avrupa Yeşil Mutabakatı (Green Deal) biyo çeşitliliği korumak, sürdürülebilir tarım yöntemleri sağlamak gibi stratejileri güderken, 2030 yılına kadar pestisit kullanımlarını yüzde 50, gübre kullanımını ise yüzde 20 azaltmayı hedefleyerek organik tarıma odaklanılacağını gösteriyor.

Yeşil Ekonomi ve onun bir sonucu olan Yeşil İyileşme (Green Recpvery) düşük karbonlu ve çevresel etkileri azaltılmış büyümeyi ve tüketicilerin ihtiyaç duyduğu ürünleri daha bilinçli bir şekilde satın almalarını sağlamayı hedefliyor.

ABD Ziraat Dairesi (USDA) inovasyonu teşvik ederek, Amerikan tarımının 2050 yılına kadar çevresel ayak izini yarı yarıya azaltarak üretimi yüzde 40 artırmayı odağına koyuyor.

Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) Beslenme Araştırmaları da 2020-2030 stratejik planında dört ana hedef belirledi...

Bunlar:

·      Ne yiyoruz ve bizi nasıl etkiliyor?

·      Neyi ve ne zaman yemeliyiz?

·      Yediğimiz şeyler yaşamımız boyunca sağlığı nasıl geliştirir?

·      Gıdanın ilaç olarak kullanımını nasıl geliştirebiliriz?

Bu ana hedeflerin yanı sıra en kısa tedarik zincirlerinin, yakında üretimin (near shoring) hedefte olması gerektiği de sıkılıkla gündeme geliyor.

Tüm bunlara rağmen yatırımcı refleksi kolaylıkla değişmiyor tabii ki...

Yatırımcı, genellikle ekonomik amaçlarla yatırım yapar, beklentisi kâr, istikrar, gelir-gider öngörüsü ve net bir gelir modeli yaratmak ve yatırımını büyütmektir.

Her biri aslında birer tarımsal işletme olan ve bunu yöneten çiftçiler için durum biraz daha farklı.

Tarımsal üretim onların yaşam biçimi... Aynı zamanda evi olan çiftliğini, arazisini ve emeğini çoğu zaman kâr-zarar hesaplarının dışında tutan, üretimine salt ekonomik kaygılarla devam etmeyen bir yatırımcı modelidir çiftçiler.

Tüm tarım yatırımcılarının bazı sosyal sorumlulukları vardır. Sürdürülebilirliği sağlamak da bunların en önemlisidir.

Yatırımcılar elbette, en cazip yatırım alanlarında kâr sürdürülebilirliği ile üretimlerine devam etmeyi hedeflerler.  Oysa tarım demek risk ve belirsizliğin gölgesini hep hissetmek demektir. En kârlı yatırım alanı seçimi, üretim, hasat, depolama, işleme ve pazarlama aşamalarının etkin yönetimi ve dijital dönüşüm, ileri teknoloji uygulamaları ile yatırım verimliliğini optimum biçimde artırmak mümkün olsa da arz-talep dengesizliği, fiyat istikrasızlığı, maliyet artışı, ürün kayıpları gibi sonuçlar bazen, hatta sıkça kaçınılmaz olabilir.

Yatırımcının sadece ekonomik gerekçelerle yatırımdan vazgeçmesi, o ürün ve o bölge için sürdürülebilirliği riske atarken, kaynakların etkin kullanımına zarar verebilir. Ve böyle bir karar o bölge için kırsal kalkınma modelinin yıkılmasıyla sonuçlanabilir.

Bu ve benzeri nedenlerle, tarım alanında yatırım yapmak isteyenler için Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgelerini önemli bir alternatif olarak görüyorum.

Böylece, işletmelerin kümelenme ve ihtisaslaşmaları sağlanırken işletmeler yerleşim alanı dışında konumlanır.

Yatırımcılar, teşvik, vergi muafiyeti uygulamalarından faydalanabilir.

Düşük enerji maliyetleri söz konusu olur.

Alt ve üst yapı ile enerji tüketimi, merkezi atık yönetimi, idari ve sosyal alanların ortak kullanımı, denetim ve kontrol kolaylığı, ar-ge ve iş-ge merkezlerinden faydalanılması, koruyucu veteriner hekimlik ve mühendislik uygulamaları, ortak işleme tesisleri ve depolama alanları gibi birçok avantaj elde edebilirler.

Üstelik, üretkenliği ve verimliliği artırmak için yenilikçi modeller ve yeni akıllı teknolojiler daha düşük maliyetlerde ortak kullanım modeli ile uygulanabilir ve deneyim paylaşımı sağlanabilir.

Sonuç olarak tarıma aktarılan sermayenin verimliliği ve sürdürülebilirliği de sağlanmış olur.

Gelecekte savaşlar su ve gıda için olacaksa bizim bu alanda güç, zaman, kaynak ve sermaye kaybetme ve israf etme lüksümüz yok.

Bu nedenle ortak akılla düşünmeli, adımlarımızı planlayarak doğru atmalıyız.

Bu konuda sizlerin de yorumlarınızı ve düşüncelerinizi bekliyorum.

Şimdilik hoşça kalın.

14.04.2021

 

Geri dön