30.06.2022
07:36
EN

Pandemi Dönemi ve Küresel Gıda Fiyatları / ikinci bölüm

Değerli dostlar merhaba.

Geçen haftaki yazımda Covid-19 döneminde küresel gıda fiyatlarında yaşanan gelişmeleri genel olarak değerlendirmiş ve yayılımın arttığı şubat-mayıs aylarını birinci dönem, salgının bir nebze kontrol altına alındığı haziran ayı sonrasını ise ikinci dönem olarak tanımlamıştım.  

Özetlemek gerekirse, birinci dönemde yurt içi ve yurt dışı dolaşım kısıtlamalarının sert bir şekilde uygulandığı, iş yerlerindeki kapanmaların ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksamaların toplam küresel talebi olumsuz etkileyerek fiyatların düşmesine neden olduğunu belirtmiştim.

Mayıs-haziran ayı ile birlikte ise durumun değiştiğini, kontrollü de olsa dolaşımdaki engellerin hafifletilmesi, aşı çalışmalarındaki olumlu gelişmeler, Çin başta olmak üzere bazı ekonomilerdeki yaşanan düzelme gibi faktörlerin talep miktarını yükseltmesiyle birlikte fiyatlarda da hızlı bir artış yaşandığını ifade etmiştim.

Artan gıda fiyatları her ülkeyi ve o ülke içerisindeki her toplum katmanını farklı oranda etkiliyor. Çünkü toplam tüketim harcaması içerisinde gıdaya ayrılan pay ülkeden ülkeye ve farklı toplum gruplarına göre değişiklik gösteriyor. Gelir seviyesi ile toplam harcama içerisinden gıdaya ayrılan pay arasında ters orantılı bir ilişki var. Gelir arttıkça gıda harcamalarının payı da oransal olarak azalmaya başlıyor. Mesela gelişmiş ülkelerde toplam harcamaların içerisinde gıdanın payı yüzde 10 ila 20 seviyelerindeyken, gelişmekte olan ülkelerde bu oran yüzde 20-30 arasında, az gelişmiş ülkelerde ise yüzde 30’un üzerinde seyrediyor.

Örnek vermek gerekirse ABD’de yüzde 6, İngiltere’de yüzde 8, Almanya’da yüzde 11 olan gıda harcamalarının toplam harcamalar içerisindeki payı Çin ve ülkemizde yüzde 22, Sırbistan’da yüzde 26, Rusya’da ise yüzde 28 seviyelerinde... Az gelişmiş ülkelerden ise Türkmenistan’da yüzde 38, Kamboçya’da yüzde 42, Kenya’da yüzde 53 ve Etiyopya’da yüzde 57 düzeyinde. Kısacası bu ülkelerde gelirin neredeyse yarısı gıda harcamaları için kullanılıyor. Bu nedenle de küresel fiyatlardaki artış gelir açısından en zayıf halkayı çok daha olumsuz etkiliyor.

Benzer bir durum ülkelerin içindeki farklı gelir kesimleri için de geçerli... Örneğin ülkemizde en düşük gelire sahip olan yüzde 20’lik grubun gıda harcamaları toplam harcamalarının yüzde 31’ini oluştururken, en zengin yüzde 20’lik grup için bu oran yüzde 15 seviyelerinde.

Dolayısıyla bütün ülkeler, genelde tüm vatandaşlarının, özelde ise alım gücü daha düşük vatandaşlarının yeterli gıdaya ulaşabilmesi için fiyat artışlarını kontrol altında tutmak istiyor.

Özellikle pandemi döneminde bütün dünyada yaşanan ekonomik yavaşlamanın veya gerilemenin bir sonucu olarak işsizliğin artması, kişi başına düşen gelirin azalması bu dönemde gıda fiyatlarındaki gelişmelerin çok daha dikkat çekici bir hâl almasına neden oldu.  Tüm ülkeler, vatandaşlarının sağlık ürünleri ile birlikte gıda ürünlerine ulaşmada sorun yaşamamalar için önlemler almaya çalıştı.

Peki bu dönemde ülkemiz gıda fiyatlarında neler yaşandı?

Bu noktada, Ocak 2020 ile Ocak 2021 arasındaki dönemde gerçekleşen bazı rakamsal verilere ilişkin tespitleri sıralamak istiyorum.

·      TÜİK tarafından açıklanan Tüketici Fiyat Endeksi’ne (TÜFE) göre belirtilen dönemde gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyat endeksi yüzde 18,1 oranında artış gösterdi.

·      Yine TÜİK tarafından açıklanan üretilen tarımsal ürünlerin ilk el satış fiyatlarına göre hesaplanan Tarım Üretici Fiyat Endeksi (Tarım ÜFE) yüzde 21,6 oranında arttı.

·      Dünya Bankası tarafından aylık olarak hesaplanan emtia fiyatları içerisinde yer alan uluslararası gıda fiyatları endeksinde de yüzde 20’lik bir artış görüldü.

·      Borsamızda belirli işlem hacmine sahip 103 ürün ve ürün tiplerinde yaptığımız hesaplamaya göre (2019 ve 2020 yılları ortalama fiyatlar) üretici satış fiyatlarında yaklaşık yüzde 19 oranında artış yaşandı.

Bu verilerde açıkça gösteriyor ki hem ülkemizde hem de dünyada pandemi döneminde gıda fiyatlarında benzer artışlar oldu. Gıda fiyatlarında yaşanan yüzde 20 oranındaki bu artış, toplam tüketim harcamalarından yaklaşık yüzde 22 pay alan gıda harcamalarının hissedilen etkisini yüzde 26-27 seviyelerine çıkardı.

Üstelik bu durum sadece geliri enflasyon oranında artan hane halkları için geçerli. Geliri azalan ve/veya işsiz kalan kişiler için gıda harcamalarının payı yaşadığımız bu sıkıntılı dönemde çok daha yüksek seviyelere ulaştı.

Pandemi veya başka nedenlerle oluşan ekonomik krizlerde gıda fiyatlarının öncelikli konulardan biri haline gelmesinin ardında da bu gerçek yatıyor. Ve biz de dahil olmak üzere bütün devletler bu durumun neden olduğu olumsuzluğu ortadan kaldırmak için bir dizi önleme başvuruyor.

Tüm ekonomi için geçerli olduğu gibi tarımsal ürünlerde de fiyat hareketlerinin temel belirleyicisi arz ve talep miktarı olmakla birlikte girdi maliyetleri, dış ticaret politikaları, döviz kurları, desteklemeler gibi fiyatı etkileyen birçok farklı parametre de bulunuyor. Bu açıdan, ülkemizde gıda fiyatlarındaki gelişmeleri iki temel eksende değerlendirmenin doğru olacağını düşünüyorum. Birincisi, uluslararası ticareti nispeten daha az olan, doğrudan tüketime konu ürünlerindeki gelişmeler. İkincisi ise uluslararası tarım ürünleri ticaretinden önemli pay alan, doğrudan tüketilen ve/veya diğer gıda ürünlerinin üretiminde hammadde olarak kullanılabilen ürünler. Birinci grupta genel olarak meyve ve sebzeler yer alırken, ikinci grupta tahıllar, yağlı tohumlu bitkiler gibi endüstri ürünleri yer alıyor.

Ülkemizin meyve-sebze ürünlerinde kendine yeter konumda olması nedeniyle bu ürünlerin fiyat hareketlerinin daha çok iç dinamikler ile hareket ettiğini, ikinci grupta yer alan birçok üründeki fiyat hareketlerinin ise bu ürünlerde kısmen ithalatçı olmamız nedeniyle hem iç hem de dış dinamiklerden etkilendiği bir gerçek.

Ürünler bazında yaşanan fiyat hareketlerini ve nedenlerini ise sizlerle bir sonraki yazımda paylaşmaya çalışacağım.

Sizin de görüşlerinizi benimle paylaşmanızdan memnuniyet duyarım.

Sağlık ve sevgiyle kalın…

18.02.2021

 

Geri dön