30.06.2022
06:45
EN

Geleneği korumak için teknoloji şart

Merhaba değerli dostlar,

Dünyada her 10 tarım işletmesinin 9’u aile işletmesi. Bu işletmeler dünya gıda arzının yüzde 80’inini sağlıyor. Dünya çapında 500 milyon küçük çiftçi, tarım arazilerinin yüzde 97'sinden fazlasını ekip biçiyor.

Avrupa Birliği’nde işletmelerin yüzde 95’i, ABD’de ise yüzde 96’si aile işletmesi olarak kabul edilirken, Türkiye’de 60 dekar ortalama işletme büyüklüğüne sahip 3 milyon işletmenin çoğunluğunu aile işletmeleri oluşturuyor.

Yazıma başlarken bu verilerin altını özellikle çizmek istedim. Çünkü son birkaç paylaşımımda üstünde durduğum, tarımsal üretim geleceğini tehdit eden küresel sorunların etki ve çözümlerini bu perspektif çerçevesinde ele alıp sizlerle tartışmak istiyorum.

İklim değişikliği ve kuraklık ile mücadele eden, artan üretim maliyetleri, ürün ve verim kayıpları ile uğraşan çiftçilerin yaş ortalaması sürekli yükseliyor... Tarımsal üretimin teminatı olan doğal ve beşerî kaynakların sürdürülebilirliğini tehdit eden bu unsurlar, aile işletmelerinin devamlılığı konusundaki kaygıyı da artırıyor. Bu süreç, tarımda teknolojik dönüşüm ihtiyacının ne denli acil olduğunu hepimize hatırlatıyor. Üstelik, bu sorunların, yaşadığımız salgın sürecinde, temel beslenme rejiminde yer alan gıda ihtiyacını karşılanabilmesi alanında yaratacağı artçı etkiler sadece üreticileri değil herkesi ilgilendiriyor.

Tarımda dijital dönüşüm, ileri teknoloji uygulamaları, modern tarım yöntemleri deyince odak hemen büyük işletmelere, şirket tarımına, endüstriyel tarıma yöneliyor ister istemez. Oysa tarımda teknolojik dönüşüm demek, tarımda endüstriyel dönüşüm demek değil özünde. En önemli ekseni, geleneksel tarım yöntemlerini kullanan, kadim bilgi birikiminin olduğu aile işletmelerini korumak ve geliştirmeye yol açacak büyük dönüşümü sağlamak. Şayet bu başarılamazsa, yukarıda bahsettiğim sorunlar nedeniyle birçok aile işletmesi yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalacak.

Şu anda pek çoğunuzun hemen zayıf yönleri sıralamaya başladığınızı ve “Düşük eğitimli, yaşlı ve küçük ölçekli üreticiler, teknolojik dönüşüme nasıl adapte olacak, nasıl işletmeci haline dönüşecek” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Elbette ki tarımda sosyodemografik yapıyı, sosyokültürel yapıyı kısa vadede değiştirmek çok zor. Ancak bu dönüşümü başarmak istiyorsak Türkiye’deki küçük arazi yapısına sahip tarım işletmelerinin yoğunluğunu asla göz ardı edemeyiz. Şayet tarımda bir dijital dönüşüm olacaksa bu mevcut işletmelerle birlikte olacak.

Ülkemizin daha az emek sarf eden, doğal kaynakları optimum kullanan, üretici refahını yükselten, çevreci, üretimde nicel ve nitelik artışı sağlayan yeni tarımsal üretim yaklaşımının yanı sıra hammaddeye değer katılmasına, etkin biçimde gıdanın işlenmesine, paketlenmesine, saklanmasına, ulaştırılmasına, dağıtılmasına ve gıda güvenliğinin sağlanmasına katkı koyan etkin bir modele ihtiyacı var.

Ayrıca bilgi ve teknolojinin birlikte harmanlanmasına, kadim bilginin kılavuzluğuna, doğanın ve iklimin tarımda sebep olduğu heterojenliği yönetmeye ihtiyacımız var.

Öncelikle gerçekleri masaya koyalım.

Tarımda ileri teknoloji kullanımın yarattığı değer ve teknolojinin gelişim hızı son derece etkileyici. Bu kazanımı gördükçe, dönüşümün hızında ve yayılmasındaki aksaklıkların yarattığı kaybın büyüklüğünü daha iyi anlıyoruz.

Toprakta besin elementi kullanım etkinliği, dijital tarım ile ortalama yüzde 30’dan yüzde 55’e çıkıyor. Bu teknolojiler ile desteklenen tarımsal üretimde yüzde 50 ve üzerinde verim artışı sağlanıyor. Hububat üretiminde basit bir sensörle yapılan ölçümlerin dikkate alınmasıyla, daha az gübre kullanımı, üründe protein artışı, verimde artış ve daha az gübre kullanımı ile hektarda ortalama 70 Euro kazanç elde edilebiliyor.

Kısıtlar ve kazançlar ortada.

Bu noktada kendimize iki soru sormalıyız?

1-  Küçük çiftçileri nasıl teknoloji dostu haline getirebiliriz?

2-  Daha düşük maliyetli, ergonomik, yerel yapıya uygun sistemleri nasıl yaratabiliriz, nasıl yaygınlaştırabiliriz?

İzmir Ticaret Borsası olarak biz bu soruları kendimize sorduk. Tarımın stratejisi ve geleceğini nasıl kurgulayacağımızı sorgularken, tarımı rekabetçi, sürdürülebilir ve verimli kılmak adına teknolojiyi ve insanı merkeze aldığımız için, en önemli projelerimizden biri olan İzmir Tarım Teknoloji Merkezi doğdu. Ve bu projemizin en önemli amacı tarımda teknoloji dönüşümü sağlamak değil, aile işletmelerini korumak, gençleri tarıma yöneltmek, tersine göçü teşvik etmek, tarımda doğal ve beşerî potansiyeli harekete geçirmekti.

Tarımın yerel ve yapısal sorunlarına yerel teknolojilerle optimum çözümler üretmek, teknoloji firmalarını, start-upları, çiftçileri, akademisyenleri, tarladan sofraya, tohumdan-ambalaja özel sektörü, kamuyu bir araya getirmeyi hedeflediğimiz bu merkezin kolektif aklın yönlendireceği tarımın silikon vadisi olmasını bekliyoruz. 

Bu merkeze, bu anlayış çerçevesinde katkı sunacak herkese kapımız açık.

Sağlıklı beslenmek için,

Yaşanabilir topraklar için,

Teknolojiye ihtiyacımız var.

Halihazırda toplumun birçok alışkanlığı değişti. Akıllı teknolojiler farklı bir kültüre geçişi çoktan sağladı. Çiftçilerimiz de bunun dışında değil. Türkiye'de yetişkinlerin yüzde 74'ü internet kullanıyor, akıllı telefon sayısı 45 milyonu aştı.

Öncelikli hedefimiz internet, akıllı telefonlar ve son dönemde hızla gelişen robotik teknolojiler ile yapay zekâ teknolojilerinin tarımda kullanımının çiftçimize getireceği faydaları iyi anlatmak, bu teknolojilerin kullanımı için eğitimler vermek ve çiftçimizi teknoloji dostu yapmak. Ve sorunların tespiti için birlikte hareket ederek onları çözümün parçası haline getirmek.

Çiftçilerin akıllı tarımı benimsemelerini sağlamak, onları teşvik etmek, yetersiz ve eksik bilgi düzeyini geliştirmek, teknolojiler hakkında farkındalık yaratmak için; işin aslı hepimizim sağlıklı, mutlu ve daha müreffeh geleceği için haydi elbirliği ile yeni modeller yaratalım.

Bunu nasıl başaracağımızı birlikte tartışalım.

Bu konudaki görüşlerinizi, düşüncelerinizi ve önerilerinizi sabırsızlıkla bekliyorum.

Sağlıklı kalın.

29.01.2021

 

Geri dön