30.06.2022
08:24
EN

Merhaba değerli dostlarım...

Bildiğiniz gibi İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapıyorum. 1891 yılında kurulan ve 2021 yılında 130. Yılını kutlayacağımız borsamız aynı zamanda ülkemizin ilk borsası olma unvanına sahip. Pamuk ve kuru üzüm işlem salonlarında arz ve talebi karşı karşıya getirerek sağlıklı fiyat oluşumunu temin eden Borsamız, yerel, bölgesel ve ülkesel projeleri ile tarım sektörümüzün gelişimine de katkı sağlamak için özel bir gayret gösteriyor.

Düzenli aralıklarla sizlerle paylaşacağım yazılarla borsamızın çalışmalarını kamuoyuna ilk ağızdan aktarmayı, tarım, gıda ve bağlantılı sektörlere ilişkin tespitler yapmayı, gelişmeleri yorumlamayı ve geleceğe ilişkin görüş ve önerilerimi sizlerle paylaşmak istedim. Dijitalleşmenin öneminden bahsederken kendimizin de bu yeni alanın içinde uyumlanmamız gerektiğini düşünüyorum. Sizlerin de görüş ve değerlendirmeleriniz ile karşılıklı etkileşim içerisinde olmamızın beni ve Borsamızı mutlu Edecek, yorumlarınızla fikir tartışmalarımızı zenginleştirmenizi diliyorum. Nihayetinde hepimizin ortak amacı; tarımda sürdürülebilir üretimi gerçekleştirmek, halkımızın güvenli gıdaya ulaşmasını sağlamak, küresel piyasalarda daha rekabetçi bir tarım ve gıda sektörünü oluşturmak ve bu sektörde faaliyet gösteren üreticimizden, tüccar, sanayici ve ihracatçımıza kadar olan zincirde katma değeri ve geliri artırmaktır. Bu amaçlar çerçevesinde ve imkânlarımız ölçüsünde iş birliğine ve ortak çalışmaya da hazırız.

Bugün sizlerle paylaşmak istediğim ilk konu, dünyanın son yüzyılda karşı karşıya kaldığı en büyük felaketlerden birisi olan COVİD-19 pandemisi döneminde tarım ve gıda sektöründe yaşananlar üzerine genel bir değerlendirme olacak.

2019 yılının aralık ayında Çin’de ortaya çıkan ve 2020 yılının ilk çeyreği itibariyle bütün ülkelere yayılan pandemi hayatımızın her alanını etkiledi. Yayılımı önlemek amacıyla kısmen kamu otoriteleri tarafından alınan kararlar kısmen de bireysel önlemler ile sosyal hayatlarımızı kısıtlamak zorunda kaldık. Hatta salgının zirve yaptığı dönemlerde ekonomik hayata ilişkin çok ciddi önlemler de devreye alındı. Bu dönemlerde yaşayarak tecrübe edildi ki böylesine sıkı bir ortamda dahi tarım ve gıda üretimine devam etmek, dağıtım ve pazarlama kanallarını açık tutmak zorundayız. Her şeyden vazgeçebilsek bile bunlardan vazgeçebilmemiz mümkün değil.

Bu dönemde, sürdürülebilir tarımsal üretim ve etkin çalışan gıda tedarik zincirlerinin önemi bütün dünya tarafından bir kez daha net olarak görüldü. Ülkeler vatandaşlarının gıda güvenliğini temin etmek için hem üretim politikalarında hem de ticaret politikalarında yeni destek ve uygulamaları hayata geçirdi.

Avrupa Birliği bu önlemleri 4 ana başlıkta topladı:

·      Birincisi, etkili bir gıda tedarik zinciri sağlamaya yönelik düzenlemeler.

·      İkincisi, çiftçilere ve kırsal alanlara doğrudan desteklemeler.

·      Üçüncüsü, piyasaları destekleyen olağanüstü önlemler.

·      Dördüncüsü ise Ortak Tarım Politikası (CAP) uygulamalarında esneklik yapılmasına ilişkin düzenlemeler.

ABD ise Nisan ayında açıkladığı 19 milyar dolarlık acil destek paketine ek olarak geçtiğimiz günlerde; düşen fiyatlar, kaybedilen pazarlar ve küresel salgına bağlı tedarik zinciri aksaklıkları ile mücadele için ABD'li çiftçilere ödenmek üzere 14 milyar dolar ilave destek sağlayacağını duyurdu.

Ülkemizde ise;

·      Tarımsal üreticilerin Tarım Kredi Kooperatiflerine ve Ziraat Bankası’na olan düşük faizli kredilerinden kaynaklı borçlarının 6 ay ertelenmesi,

·      Hazine’ye ait tarım arazisi kiralayan üreticilerin borçlarının 6 ay ertelenmesi,

·      Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılıkta hayvan başına yem desteği verilmesi,

·      Destekleme ödemelerinin erkene alınması,

·      İhracatı izne bağlı soğan, patates gibi ürünlerde ihracat izni verilmesi gibi önlemler hayata geçirildi.

Birçok ülkenin imkânları ölçüsünde üreticilerine sağladığı finans desteklerine ilave olarak gıda güvenliğini sağlamak amacıyla bazı ülkelerde gümrük vergisi ve kota uygulamaları ile ilgili düzenlemeler de hayata geçirildi.

Ancak hemen her krizde olduğu gibi bu krizin de herkesten çok etkilediği kesimler illa ki oldu. Özellikle ekonomik açıdan dirençsiz olan az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin bu durumdan daha yoğun etkilendiğini söyleyebiliriz.

Birleşmiş Milletler, salgın nedeniyle yetersiz beslenen insan sayısına bu yıl 83 ila 132 milyon kişinin ekleneceğini tahmin ediyor. Bu nedenle, daha sürdürülebilir üretim ve daha adil bir gıda paylaşımı için önümüzdeki dönemde küresel iş birliklerinin geliştirilmesine her zamankinden daha çok ihtiyaç olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Dünya kamuoyu, pandeminin tarımsal üretim süreçlerinde, gıda talebinin içeriğinde ve tedarik zincirlerinin yapısında kalıcı değişikliklere neden olacağı konusunda hemfikir.

Bu dönemin ardından her alanda beklenen yapısal değişim, tarım ve gıda sektöründe de mutlaka yaşanacak. Bu değişimlerden bir tanesi şüphesiz ki teknolojik uygulamaların tarım sektörüne entegre edilmesi olacak.

Doğal kaynakların korunması, verimliliğin artırılması, maliyetlerin düşürülmesi, tarımsal iş gücü ihtiyacının karşılanması amacıyla tarımın sosyal boyutlarını ihmal etmeden bu dönüşümü bizim de gerçekleştirmemiz gerekiyor.

Bu konuda ülkemizde önemli çalışmalar yapıldığını söyleyebiliriz. İzmir Ticaret Borsası olarak biz de bir süredir çalışmalarını sürdürdüğümüz İzmir Tarım Teknoloji Merkezi’ni (İTTM) yeni yılın ilk aylarında kurmayı hedefliyoruz.

Gelecek haftalarda tarımda teknoloji kullanımının önemi ve İTTM’nin sağlayacağı avantajlar konularında daha detaylı bilgileri sizlerle paylaşmayı planlıyorum.

Bu düşüncelerle 2021 yılının tüm dünyaya sağlık, huzur, mutluluk ve bolluk getirmesini diliyorum.

Yorumlarınızı ve düşüncelerinizi bekliyorum.

Sağlıcakla kalın.

08.01.2021

 

Geri dön