19.11.2017
09:29
EN

HER EVE BİR ÇİFTÇİ

İnsan sağlığı sanırım insanlık varlığı için en önemli konu! Pek çoğumuzun sağlıklı yaşam için kullanmadığı bitki, gitmediği merkez, almadığı ilaç, kısaca yapmadığı hamle kalmıyor. 

Yıl 2015… İnsan yaşamının hala daha uzama trendinde olduğu yıllar. Tabii ki şimdilik!

Her şey sağlıklı ve uzun yaşam için!

 

Sanırım burada bir konunun üstünde yeterince duramıyoruz!

Sağlıklı YİYECEK… 

Peki bu nasıl olacak? Bu günlerin önemli ve uygulanabilirliği olan bir sözü: "Her eve bir doktor”. Sağlıklı ve uzun yaşamak için her eve bir doktor yeterli mi?


Size bir soru:

Bir kişiyi hasta olduktan sonra iyileştirmek mi önemli yoksa hasta olmasını engellemek için çalışmak mı?

İnsan sağlığı için gelişen tıp bilimi ve doktorlarımız çok önemli ancak, insanların hasta olmasını engellemek için çalışmak da bir o kadar önemli gibi gözüküyor. Dünya tarihi ilerleyip, teknolojiler geliştikçe iyi ve kötü noktalar ortaya çıkmaya başlıyor. Konumuz tarım, ve tarımdan örnek vermek gerekirse bir dekar tarladan 200 kg kuru üzüm alınırken 400-1000 kg arası kuru üzüm almak normal sayılır olduğu bir dönemde bu verim artışlarına teknik konuların gelişmesinin yanı sıra zirai ilaç ve kimyevi gübre sektörünün de katkıları büyük. Bu kimyasal gübreler ve zirai ilaçlar hazırlanırken ve kullanılırken de halk sağlığı gözetilerek çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Dünyamız tarihi boyunca pek çok felaket atlatmıştır bunlardan bazıları

Aral Gölü:

Batı Türkistan’da Özbekistan ile Kazakistan arasındaki göl. Büyük kısmı Özbekistan’a dahildir. Asya’nın ikinci, dünyanın dördüncü büyük gölüdür. Yüzölçümü 64.500 kilometrekare ile 68.700 kilometrekare arasında değişir. Bir zamanlar denizdi, bu gün çöl oldu.

Bhopal Felaketi (1984):

2 Aralık 1984’de Hindistan’ın Madhya Pradesh eyaletinde Bhopal’de Amerikan Union Carbide şirketine ait tarım ilacı fabrikasında büyük bir gaz kaçağı oldu. Eyalet hükümeti çevrede yaşayan 3787 kişinin derhal öldüğünü bildirdi. Haftalar içinde 3000 daha sonra ise 8000 kişinin öldüğü bildirildi. Toplam ölümler 15 bine dayandı. Yaralıların sayısının 558125 olduğu bildirildi. Bunların 38478’inin geçici engelli olduğu, 3900’ünün ise ciddi ve sürekli engelli kaldığı saptandı.

Çernobil Faciası (1986):

26 Nisan 1986 günü Çernobildeki 4 numaralı reaktörün patlaması sonucu Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan bombalarının 100 katı kadar radyasyon havaya karıştı, radyoaktif bulutlar rüzgarında etkisiyle Güney Afrika’ya kadar ulaştı. Yağan yağmurlar Karadeniz ve Edirne’de bulutları yere indirdi. En mütevazi rakamlara göre, üç ülkede 146 bin kilometrelik bir alan radyoaktif kirlenmeye maruz kaldı. Bu, İtalya’nın yarısı kadar bir alana denk düşüyor. 52 bin kilometrelik Danimarka büyüklüğünde bir tarımsal alan da kirlendi. Felaketinin üzerinden 22 yıl geçmiş olmasına rağmen insan sağlığı açısından hala ciddi tehlikeler taşıyan bölgede yüzlerce köy yerleşime kapalı.

Exxon Valdez Çevre Felaketi (1989):

Mart 1989'da gerçekleşen bu olay günümüze kadar insan eliyle gerçekleşmiş en büyük çevre felaketlerinden biridir. Felakette, Exxon Valdez isimli petrol tankerinden resmî verilere göre 10.8 milyon galon petrol denize akmıştır. Bölgedeki doğal yaşam bundan yoğun şekilde etkilenmiş, deniz kuşlarından katil balinalara kadar bölgede yaşayan birçok türden hayvan ölmüştür. Temizleme çalışmaları gerek bölgenin konumu gerekse bu çapta bir kazanın daha önce yaşanmamış olması sebebiyle pek etkili olmamıştır.  Bu kaza en kötü çevre felaketi olarak tarihe geçti. Çevreciler bölgenin bir daha asla eski haline dönemeyeceğini söylüyor. Exxon Mobil yetkilileri sızan petrolün tamamını temizlediklerini söylese de doğal yaşam hala normale dönmüş değil. Exxon Valdez tanker kazası doğal dengeyi alt üst etti.

BP Deepwater Petrol Felaketi (2010):

2010'da ABD'nin Meksika Körfezi açıklarındaki Deepwater Horizon petrol sondaj kulesinin denizaltı ekipmanında meydana gelen patlama sonucu 11 kişi hayatını kaybetmiş ve üç ay boyunca devam eden petrol sızıntısının yol açtığı çevre felaketinden dolayı BP'ye Amerika tarihinin en büyük para cezalarından birinin verileceği açıklandı.

Fukuşima I Nükleer Santrali kazaları (2011): 

2011 Tōhoku depremi ve tsunamisi sonrasında, 11 Mart 2011'de Fukuşima I Nükleer Santralinde atmosfere radyoaktif madde salınmasına sebep olan olaylar dizisidir. Uzmanlar kazaları Çernobil felaketinden sonra en büyük ikinci nükleer kaza olarak tanımlamakla birlikte, tüm reaktörlerde sorun yaşanması kazaları bugüne kadarki en karmaşık nükleer kaza yapmaktadır.

Fukuşima I Nükleer Santrali kazaları 9.0 büyüklüğündeki 11 Mart günü olan 2011 Tōhoku depremi ve tsunamisi sonrasında meydana geldi. Honşu adası açıklarında meydana gelen bu deprem, Japonya'da büyük bir tsunamiye yol açtı. Tsunami nükleer santraldeki üç etkin reaktörün kapatılmasına sebep oldu. Santralde Tokyo Elektrik Güç Şirketi (TEPCO) tarafından işletilen altı tane kaynayan su reaktörü bulunmaktadır.


Tsunami elektrik şebekesine zarar verdi ve santralin jeneratörlerini su bastı, bu da santralde bir elektrik kesintisine neden oldu. Bunu takip eden soğutma eksikliği santralde kısmi erime ve patlamalara neden oldu, altı reaktörün tamamında ve merkezi kullanılmış yakıt tankında sorunlar meydana geldi. Radyasyon sızıntısından kaynaklanan korkular santralin etrafındaki 20 km çapındaki alanın tahliye edilmesine sebep oldu, bu sırada 170 ile 200 bin kişi tahliye edildi. Santraldeki işçiler aşırı radyasyona maruz kaldı.

11 Nisan 2011 günü Japonya Nükleer Güvenlik Kurumu, Fukuşima Daiçi nükleer santralindeki nükleer sızıntının tehlike derecesini Radyolojik Durum Ölçeği'ne göre 7'ye yani Çernobil reaktör kazasıyla aynı seviyeye çıkarmıştır. Felaket düzeyini en üst seviyeye çıkarma konusundaki nihai kararın ise uluslararası uzmanlardan oluşan bir ekip tarafından daha sonra verilebileceğini açıklandı.

Yaşı ilerleyen dünya, gelişen teknoloji, farklılaşan tüketici talepleri...

Ve şimdi tekrar soruyorum.

Bir kişiyi hasta olduktan sonra iyileştirmek mi önemli yoksa 

hasta olmasını engellemek için çalışmak mı?

Gelişen ve yenilenen koşullar ve beklentiler her alanda olduğu kadar tarım ve gıda alanında da yaşantımızı etkilemesini ve değiştirmesini beklememiz gerekmektedir. Özellikle son yıllarda sevgili dünyamızın giderek kirlenen toprakları, suları ve havası gıdalarımızı da en ağır şekilde etkilemekte. Biyodinamik tarım, organik tarım, iyi tarım uygulamaları ve toplum destekli tarım, sözleşmeli tarım gibi her geçen yeni çıkan “Tarımsal Felsefik” yaklaşımlar mutfağımızı ve sağlığımızı da iyi den iyiye etkilemeye başlamış durumdadır.

Her geçen gün pazardan, marketten aldığımız yiyeceklerimizin, nasıl üretildiği, nereden geldiği konularını daha fazla sorgulamaya başladık. Daha fazla “Bir dönüm yerim olsaydı kendi sebzemi meyvemi yetiştirirdim!” ifadeleri duymaya başladık. Toplumsal destekli tarım modelleri ile grupça bir köye gidip oradan ürünlerimizi almaya başladık. Hatta daha da ileri gidip köylerde yaşayan üreticilerimize sözleşmeli üretimler yaptırmaya başladık. Aslında bütün bunlar toplumda yaşayan her bireyin biraz daha toprağa yakın ve biraz daha çiftçiliğe yakın hale getirmeye başladı.

Gelişen koşullarla yeni trend olmasını istediğim ve beklediğim bir cümle:

“Her Eve Bir Çiftçi”

Sen çiftçi olamıyorsan, sana kontrollü ürün verecek bir çiftçi ile anlaş. Tarlası olmayan, üretim yapamayan, tarımı bilmeyen ve özellikle şehirlerde yaşayanlar için kontrollü üretim ve tüketim adı ile doğrudan ilgili bir cümle. Sanırım ileriki yıllarda sıkça görmeye başlayacağımız "benim yiyeceklerim … köyündeki …. abiden geliyor, ya sen kimden alıyorsun?"

Bir çeşit sözleşmeli iş modeli aslında! Alan memnun, satan memnun. Alan garantili ürün alıyor, satan da ürününün hepsini satabileceğini biliyor. Kısacası kazan kazan meselesi…

Her eve bir doktor” sözünden hareketle

Her eve bir çiftçi” sözünün de

uygulanabilir olmasını istiyoruz. 

Bu da yeni bir trend!

Sonuçlarını hep birlikte göreceğiz.

Bekleyip görelim…

Kaynaklar           :

Apelasyon E  Dergi (http://apelasyon.com)

Wikipedia (https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87evre_felaketi)

 

YAZAR: Bilge KEYKUBAT

 

Yayınlanan bu makale aksi belirtilmedikçe İzmir Ticaret Borsası ‘nın görüşünü yansıtmaz.

 

Yorumlar

Argo, terör, reklam, küfür ve Türk Ceza Kanunlarına aykırılık içeren yorumlar cezai sorumluluk getirir. Yazılanlarlandan itb.org.tr sorumlu tutulamaz.


 

Geri dön